Sicim Teorisi (Kuramı) Nedir? Özellikleri Nelerdir?

Sicim teorisine ihtiyacımız aslında elimizdeki teorilerde eksikler olmasına ve elimizdeki teorilerin bazı fenomenleri açıklayamamasına bağlıdır. 20.yy fiziğini oluşturan iki büyük teori vardır: Birincisi, Kuantum Alan teorisi yani standart model dediğimiz kuark, foton, elektron gibi küçük parçacıkların özelliklerini aralarındaki etkileşimi belirleyen teoridir. İkincisi ise gezegenler, yıldızlar gibi devasa yapıların uzay-zamanı nasıl etkilediğini gösteren Genel Görelilik Teorisidir. 

Bu iki teoride birbirlerinde bağımsız olarak farklı ölçeklerdeki yapıları incelerler. İki teoriyi birleştirip büyük patlamanın ilk evresinde hangi fizik yasaları hüküm sürüyordu sorusuna cevap aramak fizikçileri her şeyin teorisini bulmaya itti. Einstein hayatının son evresinde bu teoriyi bulabilmek istiyordu ama o öldükten 60 yıl sonra bile bu teori bulunamamıştı. Standart Modelin en büyük eksikliği, kütle çekim kuvvetinin içermemesidir.

İlginizi Çekebilir: Solucan Deliği Nedir? (Uzay)

Kütle-çekim kuvvetinin kaynağı olan çekim alanlarının taşıyıcısı gravitasyonun varlığı , henüz deneysel olarak kanıtlanmamıştır. Kuantum ölçeklerde gravitasyonal etkiyi hesaplamak yani uzay-zamanın nasıl etkilendiğini, nasıl büküldüğünü hesaplamak çok zordur. Bu kuantumsal boyutlarda uzay-zaman geometrisi hiçbir hesaplama yapılamayacak kuantum köpüğüne benzer bir hal alır.

Uzay zamanın kuantum köpüğüne dönüştüğü boyut; kuantum mekaniğine sınır çizen h planck sabiti, G üniversal kütle-çekim sabiti ve c ışık hızından türetilen Planck uzunluğudur. Değeri de yaklaşık olarak 10^-35’dir. Bu ölçeklerde Kuantum graviti teorileri, kütle çekim ve kuantum mekaniği arasındaki bağı sağlamaya çalışmaktadır ama daha başarılı olamamıştır. Standart Modelin diğer bir sorunu ise fermiyonlara kütle kazandırdığı düşünülen Higgs alanını oluşturan Higgs bozonunun bulunamayışıdır. Ayrıca higgs parçacığının kütlesiz fermiyonlarla etkileşiminin nasıl olduğuna dair bir açıklama yapamaması onun bir eksikliğidir.

Kuarkların ve leptonların kütlelerinin sistematik bir açıklaması ve neden bu kütle dağılımında bulundukları, neden sadece üç nesil kuarkın var oldugu açıklanamamıştır. Evrenin sırları, maddenin çok çok küçük ve çok çok büyük boyutlardaki davranışlarında gizlidir. Daha doğrusu evreni anlayabilmek, maddenin en küçük yapıtaşlarını anlamaktan geçer. Atom çekirdeğini oluşturan proton ve nötronun içyapısını açıklayabilmek, 10^-15 metre gibi çok çok küçük yapıların fiziğini anlamaktan geçer.

İlginizi Çekebilir: Uzayda Nasıl Hareket Edilir?

Sicim teorisi, elementer partikül problemine farklı yaklaşır. Teori Standart Model gibi esnek değil, belli kalıplar için de kurgulanmıştır. Mikroskobik boyutlarda gözlenen olayları titreşimlere bağlayarak açıklar. Standart Model parçacıklarının ölçülen özelliklerini bir titreşim olarak yorumlar ve keman teli üzerinde oluşan titreşimlere benzetir.

Sicim teorisinin başlangıcı 1960-1970’li yıllar arasındadır. Gabrile Veneziano, bir asır önce yaşamış ünlü matematikçi Leonhard Euler, denklemlerin kuarklar arasındaki kuvvetli etkileşmeyi ifade edebileceğini düşünmüştür. Veneziano’nun bu sezisi, aradan bir süre geçtikten sonra sicim teorisinin doğmasına neden olmuştur.

Biz genelde temel parçacıkları 0 boyutlu noktasal cisimler olarak düşünmeyi tercih ederiz. Fakat temel sicim teorisi 1 boyutlu ipler olarak düşünür. Bu teoriye göre kalınlığı yok fakat bir uzunlukları var, yaklaşık 10^-33 civarındadır. Bu boyut bizim ölçüm yapamayacağımız kadar çok çok küçük bir skaladadır. Sicimler açık veya kapalı olabilirler. Bunlar uzay zamanda  hareket ederlerken bir hayali yüzeyi dışarı doğru süpürürler. Bu sicimlerin kendilerine özgü titreşim modları vardır ve bu modlar onların kütle, spin ve diğer kuantum sayılarını belirler. Buradaki temel prensip her bir mod belli bir grup kuantum sayısı içerir ve bu da her temel parçacığın diğer temel parçacıktan farklı olmasını sağlar.

Bütün kuvvetleri yani 4 kuvveti birleştirip, bütün bildiğimiz parçacıkları bir sicimle tarif edebilirsiniz. Bunu her titreşimin farklı bir notayı vermesi gibi kemanın tellerine benzetebilirsiniz. Kapalı sicimlerin özelliği spin-2 ve kütlesiz graviton (gravitasyonel çekim kuvvetini oluşturan parçacık) olmasıdır. Bu Standart Modelin çözemediği bir problemi, sicim teorisinin çözmesi anlamına gelir.

Sicimler birbirleriyle birleşerek yada ayrılarak etkileşime girer. Bu etkileşimler genellikle Feynman diyagramları kullanılarak şemalize edilir. Sicim teorisinin farklı çeşitleri bulunmaktadır. Şimdi sizlere biraz bunlardan bahsedeceğim. Süper sicim teorisi, sicim teorisinin süper simetri eklenmiş halidir.

İlginizi Çekebilir: Uzay Mühendisliği Nedir? Ne Yapar?

D-Zarları (Branes)

Sicimleri birçok sınır koşulları vardır. Örneğin, kapalı sicimlerin periyodik sınır koşulları vardır. Açık sicimlerin ise 2 tane farklı sınır koşulları vardır; Neumann ve Dirichlet sınır koşulları. Neumann sınır koşullarında sicimlerin son noktaları serbest olup hareket edebilirler fakat momentumlarında bir akış yoktur. Dirichlet sınır koşullarında ise sicimlerin sınır noktaları sabittir ve sadece belirli yüzeylerde (manifold) hareket edebilirler. Bu yüzeylere D-Zarı veya Dp-Zarı (burdaki p zarın boyut sayısını belirler). Dzarlarının boyutu -1’den bizim uzay zaman boyutuna kadar bir spektruma yayılır yani supersicim eğer ki 10 boyutlu uzay zamanda ise 9 uzaysal boyut ve 1 zaman boyutundan oluşur. O nedenle D9-zarı supersicim teorisinin üst limitidir.D0-ZARa D-parçacık, D1- zara D-sicim de denir.

Süpersimetrik Sicimler

Doğada 2 çeşit parçacık vardır; fermiyonlar ve bozonlar. Oluşturulacak temel teorinin bı iki çeşit parçacığı da kapsaması gerekir. Fermiyonlar ve bozonlar birbirleriyle grup halinde çiftler halinde olurlar. Eğer biz sicim teorisine fermiyonları eklersek bozonlar da otomatik olarak eklenecektir. İşte bu nedenle sicim teorisine süper sicim diyoruz. Sicim teorisinin tutarlı kuantum alanlar teorisi sadece 10 boyutlu uzay zamanda var olabilir. Diğer türlü sicim teorisi tutarsız ve çelişkili olur.10 boyutlu uzay zamandan 4 boyutlu uzay zamana geçmek problemli gözükebilir. Fakat buna geçmenin çeşitli yolları vardır. Bu yoları kullanırken 5 farklı supersicim teorisine ihtiyaç vardır. Çeşit 1 SO(32), Çeşit IIA , Çeşit IIB ,SO(32) Heterotik ve E8*E8 Heterotik.

Ektra Boyutlar

Süper sicimler 10 boyutlu uzay zamanda yaşarlar fakat biz 4 boyutlu uzay zamanı gözlemleye bilen varlıklarız. Evreni tanımlaya bilmek için bu farklı 2 boyutu bir araya getirmemiz gerekiyor. Eğer 6 ektra boyutu eğriltip küçük uzay zamana bükersek bunu yapabiliriz. Böylece bunları gözlemleyemeyiz çünkü her sicim 10^-33cm mertebesinde küçüktür. Sonuç olarak çok küçük yuvarlak toplar şeklinde olan 6 boyutlu uzay bizim 3+1 boyutlu dünyamızda birer noktayla bağlantılıdır.

Bu fikir 1920lere Kaluza-Kleinin çalışmalarına dayanır. Bu mekanizmaya Kaluza-Klein teorisi denir. Stanford Üniversitesi fizikçilerinden Nima Arkani-Hamed ve Savas Dimopoulos ile, İtalya’nın Trieste kentindeki Abdus Salam Uluslararası Kuramsal Fizik Merkezi’nden Gia Dvali, daha da radikal bir düşünce ortaya attılar. Bu kuramcılara göre beşinci boyutun ölçeği, bir milimetre bile olabilirdi. Üç kuramcıyı bu iddialı önermeye ulaştıran hedef, “hiyerarşi sorunu”nu çözmekti. Yani elektrozayıf birleşmenin düşük enerjisi (100 GeV) ile öteki birleştirme düzeyleri arasındaki uçurumu kaldırmayı hedefliyorlardı.

İlginizi Çekebilir: Uzay Madeni Teknolojisi: Trilyoner Olmak!

Araştırmacılar, zayıf kütleçekimin öteki kuvvetleri kadar güçlendiği (özdeşleştiği) Planck ölçeğinin, elektrozayıf ölçeğine (100 GeV) indirilmesiyle sorunun çözüleceğini düşündüler. Ancak bunun için iki ya da daha fazla ek boyut gerekiyordu. Bu boyutların ölçekleriyse bir milimetrenin biraz altında olmalıydı. Böylesine büyük boyutları algılayamıyor bunları yalnızca kütleçekimince algılanmasıyla açıklıyorlardı.

Arkani-Hamed ve arkadaşlarının önerdiği mekanizma şöyle işliyor: Kuantum mekaniğine göre temel parçacıklar, aynı zamanda birer dalga gibi davranabiliyor. Bu parçacıklar, uzay zamandaki ek boyutların içinden geçerken de, sicimler, birbirleri üzerine kıvrılmış küçük ek uzay boyutları içinden geçerken, bu parçacıklara karşılık gelen dalgalar, boyutların kıvrımları içinden geçerken bir takım yankılara yol açıyorlar. Kaluza-Klein ya da kısaca KK durumları denen bu yankılar da bize yeni parçacıklar gibi görünüyor. Arkani-Hamed ve arkadaşları, düşüncelerini işte bu KaluzaKlein yankılarına bağlıyorlar. Kuramcılara göre kütleçekiminin taşıyıcı parçacığı olan gravitonun KK yankıları, normal olarak “0” kütleli bu parçacığı 100 mikrometrenin (1 mikrometre=metrenin milyonda biri) milyonlarca kat kuvvetlendiriyor ve hatta itici hale getiriyor. Stanford üniversitesinde bu önermeyi sınayacak deneyler için çalışmalar yürütülüyor.

M-Kuramı Nedir?

Bunlardan başka Sicim Çiftleri teorisinde atılmıştı fakat işlerinde en iyisi M-teorisidir. M-Kuramı ile bu çok dilli sözlükteki kelimelerin karşılıkları araştırıldı ve beş süper sicim kuramıyla 11 boyutlu süper çekim kuramının, daha temel bir kuramın özel durumları olduğunu gösterdi. Başka bir dualite de süpersicim kuramlarının zayıf ve şiddetli çiftlenim rejimleri arasındadır. Bu tip dualite ye S-dualitesi denir. Witten, S-dualitesi’ni kullanarak, süpersicim kuramlarındaki pertürbasyon analizinden gelen sorunların nasıl çözülebileceğini gösterdi. Kuramdaki M harfinin anlamı, Edward Witten tarafından açıklanmamış ve “Kuramı daha iyi anladıkça “M” nin ne olduğunu anlayacağız” demiştir.

Fakat birçoklarına göre “M” nin anlamı “membrane” (yani zar) demek. Çünkü M-kuramının anlamlı olduğu 11 boyuttaki temel cisim, dsüpersicim kuramının aksine sicim değil, zardır. 1996 yılında Edward Witten, bazı açık sicim kuramlarında, bir boyutun, sicim ölçeğini 10^16GeV (yalnızca elektrozayıf ve şiddetli kuvvetler için olan ) enerji düzeyine indirebileceğini söyledi. Fermilab’dan Joseph Lykken ise, sicim (Her Şetin Kuramı) enerji ölçeğinin, 1 TeV düzeyine indirilebileceğini önerdi. Evreni her ölçekte etme dürtüsü öylesine güçlü ki, henüz bırakın yeterli deney araçlarını, yeterli bir matematiği bile bulunmayan kuramlarda biraz düşünce cambazlığı kaçınılmaz oluyor. CERN’den Keith Dienes’e göre ek boyutlardan bir-ikisi, büyük birleştirme enerji düzeyini, geriye kalanlar da (1 mm’ye kadar olan ve yalnızca kütleçekiminin gördüğü boyutlar) Planck ölçeğini düşürmek için kullanılabilir.

Özetle, bu yeni düşüncelere göre boyutların küçülmüş ölçekleri çok daha büyük olabilir. Ayrıca bu yeni öneriler, geçerli kozmolojik düşüncelerimizinde radikal biçimde gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koyuyorlar. Bu arada sicim kuramında şiddetli zayıf birleşme dualiteleriyle ilgili başka kuramsal ilerlemeler de kuantum Yang-Mills kuramıyla ilgili anlayışta da büyük ilerlemeler sağladı. Dualitelerin gerisindeki temel düşünce, görünürde tümüyle farklı iki kuramın (örneğin farklı boyut sayıları üzerinde geliştirilmiş),aslında aynı olmasa bile birbirleriyle yakından ilintili olabilmesi.

California Üniversitesi (Santa Barbara) kuramsal fizikçilerinden Joe Polchinski, bu dualitelerden yararlanarak, 1995 yılına kadar yalnızca zayıf etkileşimler için önerilen sicim modelini, şiddetli etkileşimler için de kullanılabilecek yararlı bir araç haline getirdi. Bunun aracı da, gene kendisi tarafından 1989 yılında betimlenen D-zarları. Bunlar, değişken özellikli nesneler. Bazı D-zarları tek boyutlu, sicim biçimli olurken, ötekiler, iki, üç ya da daha çok boyutlu olabiliyor.

Polchinski, D-zarlarının genel tanımını, “bir yüzey üzerinde sona eren sicimler” olarak veriyor ve daha iyi anlaşılması için bir masa ve ona bitişen ayaklarını örnek gösteriyor. D-zarların özelliği, ikisinin yan yana geldiklerinde aralarındaki elektromanyetik itimle, kütleçekiminin birbirlerini götürmesi. Böylece bu zarlar, kuramsal olarak birbirleri üzerine eklene eklene istenen boyutta yapılar elde edilebiliyor. Yani çok boyutlu D-zarlarını, çok boyutlu küçülmüş uzayların (Calabi-Yau şekilleri) üzerine dolayabiliyorsunuz. Ve bunları yeterli sayıda ve doğru biçimde üst üste koyarak muazzam yapılar elde edebiliyorsunuz. Bu (lego) yapılar, büyük ölçeklerde, bir kara deliğin muazzam çekim gücüne de sahip olabiliyor. Yani salt sicimlerle yapıldığı halde genel görelilikçe betimlenen kütleçekiminin özeliklerini sergileyen yapılar…

Petr Horava ve Edward Witten de, dualiteler yardımıyla 10-boyutlu Calabi-Yau modeliyle, yukarıda sözedilen 11 boyutlu uzay-zaman arasındaki ilintiyi ortaya koymayı başardılar. Yaptıkları, 11. bir yön eklemek. Bu doğrultu üzerinde ayna yüzeyler (Ronbir eşit uzaklığında diziliyor. Ronbir, RCalabi-Yau en az bin kat ve belki de çok daha büyük. Eğer 6 boyutlu küçük Calabi-Yau manifoldunu dikkate almazsak, artakalan beş boyutlu uzay-zaman iki tane düz ayna yüzey içeriyor ve Kaluza ile Klein’ın düşüncelerini büyük ölçüde yansıtıyor.. Bunlardan birisi bizim evrenimiz, ötekiyse bazı fenomenologların “gizli sektör” diye adlandırdıkları, gene maddeden oluşan ama bizim evrenimizle yalnızca zayıf biçimde, o da genel olarak kütleçekimsel kuvvetlerle etkileşen bir evren.

Son sıralarda ortaya atılan daha da radikal bir önermeyse, küçülmüş boyutlar varsayımının tümüyle terk edilebileceği düşünü yeniden canlandıran Randall ve Sundrum’dan geliyor. Đki fizikçi, evrenimizin, sonsuz büyüklükte bir uzay zaman içinde gezinen yalıtılmış bir 3-zar olarak tasarlanması gerektiğini söylüyorlar. Gerçi Randall ve Sundrum’un beş boyutlu evreninin gene de karakteristik yarıçaplı küçük bir eğriliği var, ama bu evren dört uzay boyutunda da sonsuz. Bizim yapılı olduğumuz maddeyse, bir tele dizilmiş boncuklar gibi 3-zar üzerinde bulunuyor. Kütleçekimi, tüm boyutlarda etkili. Ancak Randall ve Sundrum’un başarılarından biri, kütleçekiminin bizim üç boyutlu evrenimizde doğru biçimde davranabildiğini göstermiş olmak. Bu iki fizikçinin çalışmalarından önce hiç kimse, böyle bir modelin, Newton’un kütleçekim için geliştirdiği ters kare yasasıyla tutarlılık göstereceğine inanmıyordu. Ancak Randall ve Sundrum artık bu konudaki kuşkuları büyük ölçüde gidermiş görünüyorlar.

Tümüyle doyurucu bir evrenbilim için daha yapılması gereken çok şey var. Ancak gerek Randall ve Sundrum, gerekse de halen bu alanda çalışmakta olan başkaları, küçük ek boyutlara dayalı zar evren senaryolarının, hem Büyük Patlama sırasındaki çekirdek sentezi, hem de yeni parçacıkların varlığı konusunda evrenbilimcilerce doğrulanacak ya da çürütülecek sınanabilir önermeler yapabildiğini açıkça göstermiş bulunuyorlar. Sonuç olarak evreni başlangıcıyla birlikte anlayabilmek için elimizdeki 4 temek kuvveti , zayıf kuvvet, güçlü kuvvet , e-m kuvvet ve gravitasyonel kuvveti birleştirmemiz ve her şeyin teorisini oluşturmamız gerekiyor. Kuvvetleri birleştirmek ise elimizdeki Standart model ve buna bağlı süpersimetri, kuantumsal gravitasyon gibi teorilerle biraz zor gözüküyor. O yüzden sicim teorisi elimizde kalan en büyük alternatiftir ve uzun yıllar daha önemini koruyacaktır.

Teknoloji Projeleri Youtube Kanalımızdaki Son Videomuza Göz Atmış Mıydınız?

Kaynak:

  • yy Fiziği Sicim Teorisi ve Maddenin Gizemi / Ali ÖVGÜN
  • Gerard’t Hooft , ‘INTRODUCTION TO STRING THEORY’ version 14-05-04
  • Greene B., “The Elegant Universe”, W. W. Norton Company, Londra, 1999
  • Chalmers, Matthew (2007) ‘’Stringscape’’ Physics World

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir